ENFORMASYONELIZM, AHLAK VE WEBER
Enformasyonel ekonomi ile birlikte enformasyonel toplum yapisini da kapsayan bir terim olarak Enformasyonelizm, Castells’in ortaya koymus oldugu uzere kapitalizmin baskin uretim bicimini degistiren ama onun yerini almayan bir kalkinma bicimidir. Bundan dolayidir ki Max Weber’in bundan yuz yil once kapitalizm uzerine sunmus oldugu kuramsal ilkeler, enformasyonelizm temelinde yeni yeni sekillenen kulturel/kurumsal yapilanmalari anlamamizda bize hala yol gosteriyor.
Oncelikle bir tarihsel gerceklik olarak Enformasyonelizm unsurlarina bakalim. Castells’in piramidine gore bunlar;
- Silikon Vadisi ve keiretsu ile orneklendirebilecegimiz girisim aglari,
- Bilgisayarlar ve mobil iletisim aygitlari gibi teknolojik aygitlar,
- Ekonominin kendisini surekli yeniden tanimlamasi gercegini yaratan kuresel rekabet
- Ve son olarak da butun bu sureclerin merkezinde yer alan devlet.
Butun bu unsurlar biraraya gelerek Enformasyonelizm’e zemin hazirlayan “ag muessesesi” nin yukselisine on ayak olmuslardir. Ote yandan her yeni orgutlenme paradigmasinin olmazsa olmaz unsuru olan birey burada da baskinligini surdurmektedir. Weber’e donersek;
“Kapitalizmin ruhu. Bundan ne anlamaliyiz? Bu terimin, anlami kavranabilir bir bicimde uygulanabilecegi bir nesne varsa eger o da yalnizca tarihselligi icinde bir birey olabilir; bir baska deyisle, tarihsel bir gerceklik icinde biraraya gelmis, kulturel onemleri acisindan konumlarina gore kavramsal bir butun icinde birlestirdigimiz bir unsurlar karmasasi.”
Goruluyor ki, Weber kapitalizmin ruhunu aciklarken bunun sadece ama sadece birey uzerinde gerceklenebilecegini vurgulamistir. Enformasyonelizm icin de ayni durum gecerlidir; butun teknolojik yapilanmalar, kurumsal donusumler ve girisimler ancak birey varoldugu surece ve ancak onun gercekligi uzerinde bir anlama yani ruha kavusur. Ancak hemen belirtilmelidir ki, bu yeni ekonomik orgutlenmenin daha once hicbir ornekte gorulmemis bir yeni ajani vardir: Ag. Castells ag muessesini “yeni orgutlenmenin temel birimi” olarak tanimlarken tarihte ilk kez girisimci ya da girisimcilerin bir ekonomik yapinin temelini olusturmadigini ortaya koymaktadir. Yeni ozne, agdir.
Peki basa donersek Enformasyonelizmin ahlaki temelleri ya da bir baska deyisle ruhu nedir? Kapitalist sistemin bu konuya yaklasimini Weber su sekilde ozetlemistir:
“… Yalnizca kara yoneldigi asikar olan faaliyetlerin, bireyin ahlaki bir yukumluluk altinda oldugunu hissetmesine yol acan bir cagri olabilmesinin gerisinde nasil bir dusunsel zemin vardir? Yeni girisimcinin hayat tarzina ahlaki bir temel kazadirip, bu hayat tarzina mesruiyet kazandiran bu dusunce olmustur cunku.”
Enformasyonel orgutlenmede ise tikel nitelikli bir butunluk goze carpmaktadir. Bir ortak kulturel kurallar butunu, birbirine yamanmis bir deneyimler ve stratejiler toplulugu olarak degisken ve gecici bir kultur sekillenmektedir. Castells’in sozleriyle, “Sanal alemdeki bilgisayarlarin gercekligi yeniden duzenleyerek yarattigi gorsel deneyimler gibi, cok yuzlu, sanal bir kultur.”
“Your mind will answer most questions if you learn to relax and wait for the answer.”
— William S. Burroughs
GERCEK SANALLIK
“…daha onceki tarihsel deneyimlerin aksine, gercek sanalligi ureten bir sistem nasil bir sistemdir? Gercekligin kendisinin (insanlarin maddi/sembolik varliginin) tumuyle yakalandigi, tamamen sanal bir goruntu ortamina, goruntulerin yalnizca deneyimlerin iletildigi ekran uzerinde kalmadigi ama bizzat deneyim haline geldigi bir farzetme dunyasina yedirildigi bir sistemdir. Her turden butun mesajlar bu iletisim ortaminin icine kapatilmistir, cunku bu ortamin kendisi olarak kapsayici, o kadar cesitlilige acik, o kadar kolay uyum saglayabilir hale gelmistir ki ayni coklu medya metninin icine gecmisi, bugunu, gelecegiyle insanlik tecrubesinin tamamini hazmedebilir; tipki Jorge Luis Borges’in “Alef” dedigi, Evren’in o benzersiz noktasi gibi.”
Castells kendine ozgu diliyle “gercek sanallik” olarak tanimladigi hususu bu sekilde degerlendirirken ozetle, tum duyularimizla algiladigimiz ve gerceklik olarak tasvir ettigimiz dunyanin da aslinda sanal oldugunu, gercek dedigimiz dunyanin elektronik iletisim araclariyla yasadigimiz sekline sanal adi verdigimizi ve butun iletisim bicimlerinin gostergelerden olustugundan hareketle sembolik oldugunu dolayisiyla “gerceklik” dedigimiz olgunun sembolik temsilden baska birsey olmadigini soylemektedir.
Alfabenin icadiyla birlikte algiladigimiz dunya gorsel bir imge olmaktan cikip sembollesmeye basladi. Insanlarin birbirleriyle iletisiminde dusunce/hislerini anlatmaya yarayan sembollerin ortaya cikmasiyla birlikte dilin belirleyici guc konumunda oldugu kulturler olusmaya basladi. Ayni zaman diliminde birden fazla kulturun varligi insanoglunu gelistirirken farkliliklar karsisinda degisik tutumlar sergilemelerine yol acti. Insanlik tarihinin katmanlarini bu acidan ele aldigimizda farkediyoruz ki halihazirda yasamakta oldugumuz teknolojik devrim, bir baska deyisle “sanal cag”, iletisim kurmanin ve iletisimde kalmanin bir baska yolunun uretildigi insan odakli bir donemden baska birsey degil. Pek tabi ki bu donemin dinamikleri digerlerinden farkli ve uzerimizdeki etkilerini henuz tam anlamiyla cozumleyemedik ama alfabenin icat edilmesiyle internetin icat edilmesi arasindaki paralelligi siz de farketmissinizdir diye dusunuyorum.
Elektronik iletisim araclarindan televizyonun icadiyla birlikte iletisime bir duyuyu daha eklemis olduk. Televizyonun gorme ve isitme duyularina ayni anda hitap ederek birim zamanda aktardigi bilgi radyodan daha fazla. Ancak bilginin aktarilmasiyla algilanmasi ayni olgular olmadigindan burada asil uzerinde durulmasi gereken konu bilissel surec. Kisaca diyebiliriz ki insanoglu beynini ne kadar az kullanirsa o kadar tembellesir; televizyonun birim zamanda verdigi bilginin coklugu algilanan ile ayni degil yani aktardigi bilgi arttikca kisiye verdigi “ogrenme” orani dusuyor. Televizyon icat edildiginde muhtemelen bunun tam tersinin amaclandigi dusunuldugunde bu iletisim aracinin tam bir hayalkirikligi oldugu soylenebilir.
Internetin hayatimiza girmesiyle birlikte artik diger butun iletisim araclarini onunla kiyaslar olduk. Iletisimi hem cesitlendiren hem de simdiye kadar gorulmemis bir hiz saglayan bir icatla birlikte insan hayatindaki bir cok durum kendini bastan tanimlamaya basladi. En basit olarak e-mail ile birlikte bilgi/dusunce aktarimi hayal bile edilemeyecek kadar kolay hale geldi. Sonra sosyal medya olustu. Beraberinde yeni sorular getirerek: sosyal medya insanlari gercekten daha sosyal yapiyor muydu? Yoksa tam tersi mi oluyordu?
Bence bu sorular hakkinda kesin yargilara varmak icin henuz cok erken. Castells’in de dedigi gibi ilkel bir iletisim deneyiminin hicbir zaman varolmadigindan yola cikarak “yeni sembolik ortamin gercekligi temsil etmedigi” savunmasi ne kadar temelsiz kaliyorsa, yeni cagin, internetin, sosyal medyanin ve bunlarla ilintili diger butun yeni “araclarin” toplumsal ve hatta global etkileri hakkinda sonuclara varmak da o denli imkansiz. Simdilik bu gercek sanalligi tum olumlu yanlariyla yasamak dusuyor bizlere.
TEKNOLOJI DEVRIMI
İnsanoğlunun evrimini, çocukluğumdan beri bir insanın yaşamının dönemleriyle özdeşleştiririm. Dünya, daha doğrusu yaşam varolduğundan itibaren insanoğlu, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık gibi insan yaşamını tanımlayan evrelerden geçiyormuş gibi algılarım. Örneğin görece kısa aralıklarla yaşanmış olan birinci ve ikinci dünya savaşlarını ergenlik dönemi, 18. ve 19. yüzyıllarda gerçekleşen Sanayi Devrimini ise çocukluk dönemiyle bağdaştırırım. Böyle baktığımda ikinci dünya savaşı sonrası kıpırtılarla başlayan ve günümüzde artık herkesin kabul ettiği Enformasyon Çağı yetişkinlik dönemine denk düşüyor. Yetişkinlik döneminin dertlerinin çocukluk ve ergenlikten farklı olduğuna binayen diyebiliriz ki bu yeni çağ diğerlerinden çok farklı düzlemler üzerine oturuyor.
İlk bakışta teknolojinin gelişmesiyle yaşanan bir devrim ve değişim gibi gözükse de bu yeni dönemin dinamikleri birçok değişik özelliği barındırmaktadır. Böyle algılanmasının en temel nedeni, bu devrimin iletişim teknolojileri odaklı bir süreç teşkil etmesidir. Teknolojik gelişmeler yönünden yaklaşıldığında ise Castells, bunların oluşmuş olan kapitalist sistemin kendi içindeki çelişkilerini aşmak için bir yama olduğunu savunmaktadır.
Bilginin ve enformasyonun asıl önemi, bunların bilgi üretiminde oynadıkları rol üzerine kuruludur. Yani yenilik ve yeniliğin kullanımı şeklinde bir zincir kurulmaktadır. Bundan dolayıdır ki, yeni enformasyon ve iletişim teknolojileri, yenilik olduğu kadar aynı zamanda geliştirilecek süreçler olarak karsimiza cikmaktadir.
Enformasyon devriminin öne çıkan bir başka özelliği de görece sınırlı bir coğrafyada gerçekleşmiş olmasıdır. Örneğin Çin ve Japonya yüzyıllar boyunca Avrupa’nın ürettiği teknolojiyi çok sınırlı bir temelde, spesifik olarak askeri uygulamalarda benimsemişlerdir. Bunun nedenlerine baktığımızda ise yine bu devrimin bicimlenisindeki ozgunluk gozumuze carpmaktadir. Diger bir deyisle enformasyon teknolojisi uzerine kurulu olan bu devrim, urettigi teknolojiyi kendi gelisimi icin kullanarak zincirleme bir reaksiyon yaratmakta ve hizla tum dunyaya yayilmaktadir.
Obur taraftan bu yayilma pek tabiki esit bir sekilde gerceklesmiyor; Amerika’nin ortasinda bir kent ile Hindistan’in yoksul bolgeleri teknolojinin gucune ayni zamanda ulasamiyor. Ancak bu durum yine de yasamakta oldugumuz teknolojik devrim surecinin kendi icindeki essizligini engellemiyor.
Neden teknoloji devrimi? Daha once belirttigim uzere teknoloji ve onun yarattigi sureclere odakli bir cagi yasiyoruz. Ama belki de en onemlisi uretilen teknolojinin enformasyon ve toplum bakimindan ortaya koydugu dinamikler. Bu acidan baktigimizda teknolojinin, Melvin Kranzberg’in belirttigi gibi “iyi, kotu ya da notr” olmadigini, daha ziyade bir “guc” oldugunu soyleyebiliriz.
Hangisi oldugu farketmeksizin, 20 yas uzeri olup hala memleketin sosyolojik gercekliklerine dayanarak bicimlenen akimlara dahil olma caresizligi icerisinde kivranan bunyelere cok uzuluyorum.
howcansomeonenotadorehim:
“I’m just curious about how other people look at things. I’m definitely interested in how everyone carries around a universe.”
Ben Whishaw speaking to The Guardian, 2011.
(Source: frobishers, via whishawben)
social media eventually fosters a sense of self-loathing… unless you’re stupid, in which case you’re as happy as a pig in shit
(via nevver)

